Mücâhid, nefsine karşı cihâd edendir

Ben ne isterim

Her kim (dünyevî, dışa dönük şeylerle) Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan (vehim, kendini yalnızca beden kabulü ve beden zevkleri için yaşama fikri) musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur. (Bu kabulleniş, onun yeni kişiliği olur) [43:36]

Mücâhid, nefsine karşı cihâd edendir. [Hadis-i Şerif]

Günümüz insanının, kendi nefsiyle, yani şehvet, lezzet, haz, hız, menfaat, hırs ve ihtiraslarıyla yapacağı mücadeledeki motivasyon ihtiyacına binâen…

İnsanın en büyük, en tehlikeli, en gizli, en saklı, en fecî düşmanı kendisidir, nefsidir (ego’sudur). Pek çok insan, onun azılı bir düşman olduğunun farkında değildir. Halbuki en büyük hatalar, yanılgılar, yenilgiler, ayıplar, kusurlar, suçlar ondan kaynaklanır.

Nefis tembeldir, yatmak uyumak ister; halbuki hayat ciddî bir mücadele, acımasız bir savaş, devamlı bir uğraştır; uyumamayı, gevşememeyi, gaflete düşmemeyi, sıkı çalışmayı, ter dökmeyi, cehd etmeyi, cihad yapmayı gerektirir.

Nefis oburdur, pisboğazdır, açgözlüdür; doyuncaya, patlayıncaya, tıksırıncaya kadar yer, semirir, şişmanlar, şımarır, azar, kudurur; “Rabbenâ hep bana!” der, haram helâl ayırmaz, insâf, adâlet, müsâvât, muvâsât, îsâr, tercih, ikram, sabır, fedakârlık bilmez, başkalarını düşünmek istemez. Fakat toplum hayatı, tamamen aksinedir; ölçü ister, diğerbînlik ister, uyum ister, sabır ister; aşırı arzulara, hırs ve heveslere, bencilliğe dizgin ister, tahdit koyar, sınır çizer, karşı çıkar.

Nefis çok şehvetlidir; yâr ister, eş ister, flört ister, aşk ister; nikâhla yetinmez, zinâya kayar, mahremi varken harama bakar, eşi varken metres tutar, camdan bakıp kaş göz eder, yuva yıkar, düğün basar, kız kaçırır, namus meselesinden silah çeker, kan döker, can verir, can alır, kâtil olur. Halbuki namahreme bakmamak, doğru yoldan sapmamak, namusunu iyi korumak, şehvete esir, nefse köle, şeytana maskara olmamak şart, farz, zaruri, zorunlu, mecburi. Çünkü toplum düzeni, aile nizamı, dinin kıvamı, ahlâkın devamı buna bağlı.

Nefis, keyif ehlidir, zevkperesttir, havâîdir, haylazdır, yaramazdır; saz ister, söz ister, çalgı ister tatlı ister, tuzlu ister, turşu ister, kadayıfı bulur kaymak ister, istirahatı bulur, şak şak ister, zengin olur makam ister, riyaset ister, izzet ü itibar, kudret u iktidar ister. Başkan olur saray ister, kumaş bulur ipek ister, sıhhat bulur, rahat bulur tantana, saltanat, sanat, bale, orkestra, heykel, anıt ister, nam u şan ister; sade giyinmez, süs, zinet, pırlanta, zümrüt, yakut, mücevher ister, köşk bulur yalı ister, yalı bulur yağlı boya tablo, antika eşya ister…

Nefsin acaip bir huyu daha vardır: istediği verildiği zaman teskin ve tatmin olacağı yerde, iştihası daha çok artar, arzusu daha da kuvvetlenir; yedikçe oburluğu artar, çatlayıncaya kadar; uyudukça tembelliği artar, işi gücü terk edinceye kadar; mal buldukça hırsı artar, gözünü toprak dolduruncaya kadar…

Hâsılı, cihanı mahveden, halkları kahreden nefistir, diktatörleri savaşa sürükleyen nefistir, hırsıza hırsızlığı yaptıran nefistir, rüşvetçiye rüşveti aldıran nefistir, zalime mazlumu sömürttüren nefistir, kâfirin mümin olmasını engelleyen nefistir, cihanı fesada veren nefistir, ahireti mahvettiren nefistir, kişiyi Allah’ın kahrına uğratan nefistir, cehennemde çatır çatır, cayır cayır yandıran nefistir.

O halde bu zalim nefsi mutlaka ıslâh etmek lâzımdır, onu müslüman yapmak şarttır, kurtuluş için başka yol yoktur, iki cihanda rahata, felaha ermek, iflah olmak, saadet bulmak nefsi terbiye ve tezkiye eylemekle mümkündür.

O halde nefs terbiyesi herkese gereklidir, halka olduğu kadar, okumuşlara da; zâhirî ve kuru bir dini tahsil yapmış olanlara da!

En çok da devlet yönetiminde, millet hizmetinde olanlara, politikacı ve particilere gereklidir; çünkü onların hamlığı, ahlâksızlık ve edepsizliği, ihtirasları ve kaprisleri yalnız kendilerine zarar vermekle kalmıyor, tüm milleti ve ümmeti kan ağlatıyor. Maddî zarar ve hasarların hesabı yapıldığı kadar, görgü, edep ve ahlâk yoksunluğunun ve ferdî ihtiras ve kaprislerin yol açtığı zarar, hasar ve ziyanların da hesabı tutulsa, nefis terbiyesi görmemiş yöneticilerin, âmir ve memurların bir ülkeye ne kadar korkunç kayıplar verdirdikleri hayretle müşahede olunacaktır. Tarihte, ham, kompleksli ve problemli liderlerin bir ülkeyi tümden felakete sürükleyip batırdığı da çok görülmüştür.

Nefsini terbiye eden, insan-ı kâmil olur, halkça matlub, Hakk’a mahbub olur, iki cihanda aziz ve şerif, berhurdar ve bahtiyar olur. Ne mutlu sahte tanrılardan kurtulup nefsini ıslâh edip müslüman eyleyebilenlere!

Ne olur uyanalım artık! Kendimizin ve çoluk çocuğumuzun nefs terbiyesine itina gösterelim, zayıf iradeli, arzularının esiri olmayalım. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.